Gökle bir olmadıkça,yerle bir oluyor insan.
Son sözlerime şerh düşüyorum, KORKMA BEN VARIM.
Herkesin üç kişiliği vardır; ortaya çıkardığı, sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı.
Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müzigini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor.
İnsan, kendi samiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek.
Biz, Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız. Hep bir umut var içimizde. Ya severse ?
Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır.
Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.
Ölümden degil, gelecekten korkuyorum.
İntikam şarabı, yaraları ham olanlara şifa verir.
İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın bir gün patlar.
Yas sezonluk bir duygudur.
Hakikat akılla değil, cesaretle bulunur.
Rüyalar alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır.
Bazı ihtimaller ihtimal olarak kalmaya mahkumdur.
Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.
Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık.
Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir.
Kartları kader karıştırır, biz oynarız.
Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız, dile getirilmesi imkansız bir şey var ya, işte Allah onu biliyor, üzülmeyin.
Kader hem zamana [tarihe ve an’a] ve mekana [uzaya ve vucudumuza] yayılan; hem de bizzat bizim ruhumuza, nefsimize, zihnimize, gönlümüze, vicdanımıza, bilincimize yani varlıgımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. İyi ile kötü, günah ile sevap, helal ile haram, doğru ile yanlış, ümit ile korku, ödül ile ceza, Cennet ile Cehennem arasındaydık. İnanmak insanın en ince ve en keskin sınırda hareket etmesi demekti. Buna mukabil, teslimiyette, iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki bunu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik.